Türkiye’de motosiklet muhabbeti neredeyse her zaman aynı yerden başlar:
“Kaç cc abi?”
Modelden, sürüşten, tecrübeden önce cc sorulur.
Sanki motorun üstündeki insan değil de, motorun kendisi sürüyormuş gibi.
Gerçekte cc, sürücüden bağımsız bir değerdir.
500 cc ile viraj alamayan biri, 1000 cc ile de alamaz.
Hatta çoğu zaman daha kötü sürer.
Çünkü büyük motor, sürüş hatalarını gizlemez.
Tam tersine, büyütür.
Gaz kontrolü zayıfsa daha sert tepki alırsın.
Bakışın geçse çizgiyi toparlayamazsın.
Freni yanlış yerde yaparsan telafisi olmaz.
Düşük cc motorlar, sürücüye hata payı tanır.
Yanlış gazı biraz affeder, çizgi hatasını tolere eder.
Bu yüzden birçok sürücü küçük hacimli motorlarda “daha rahat” hisseder.
Sorun motor değil, sürücünün sınırıdır.
CC yükseldikçe motosikletin karakteri değişir.
Motor öğretici olmaktan çıkar, talepkâr olur.
Artık senden netlik ister:
-
Net gaz
-
Net fren
-
Net bakış
Bu noktada tecrübe çok net bir şey gösteriyor:
CC yükseldikçe hata payı azalır, ego artar.
Sorun da tam burada başlar.
Ego, sürüşü geliştirmez.
Sadece risk üretir.
Büyük motor kullanan herkes hızlı değildir.
Küçük motor kullanan herkes acemi değildir.
Gerçek seviye; düzlükte ne kadar açtığınla değil,
zor anlarda ne kadar sakin kaldığınla ölçülür.
Motosiklet dünyasında cc bir araçtır.
Ama sürüş seviyesi bir beceridir.
Ve ikisi asla aynı şey değildir.